Şehirler İklim Değişikliğiyle Nasıl Mücadele Ediyor?

Şehrin iklim değişikliği ile mücadelesi aşağıdaki görselde yer alıyor. Burada önemli stratejilere yer verildi. Ancak en önemlisi kamu yöneticilerinin algılarının bu konuya yönelmesi. Türkiye'de iklim değişikliği ile mücadele henüz kamu yöneticileri tarafından algılanmadı. Görselin bu konunun öneminin algılanması için bir imkan sağlamasını diliyoruz.

Şehir sistemleri yer üstünde ve yer altında bulunur. Altyapı sistemleri şehri karmaşık bir mühendislik harikası haline getirir. Görseli İndirme Linki

Seviye 1

Yüksek binalar yoğun enerji kullanıcılarıdır, bu nedenle yeşil bina olarak yapılırlarsa enerji verimliliği için büyük bir fırsat sağlarlar.

Seviye 2

Şehri oluşturan binalar : Konutlar, Ticaret Binaları ve Kamu Binalarıdır. Bu yapıların yeşil bina konseptinde yapılmaları veya yenilenmeleri ülkesel sera gazı emisyonlarını %70 oranına kadar azaltabilmektedir.

Seviye 3

Şehirdeki ulaşım planlama ve atık geri dönüşümü gibi pek çok sistemin birleştiği yer seviyesi. Sürdürülebilir ulaşım şehir emisyonlarını %40 oranında azaltabilmektedir.

Seviye 4

Zeminin hemen altında temel iletişim ve enerji tabanlı altyapı vardır. Enerji tabanlı altyapı sistemlerinde kullanılan tüm ekipmanların enerji verimliliği ele alınmalıdır.

Seviye 5

Bir şehrin binalarını besleyen su ve enerji sistemleri. Çoğu şehirde genellikle teknoloji dışında kalmış ve eskimiş durumdalar. Asbestli borular ve elektrikli araçlara uygun olamayan elektrik dağıtım sistemi buna örnektir.

Seviye 6

Bir şehrin metrosu, şehrin en derin katmanlarında bulunan altyapı unsurlarından biridir. İnşa etmek ve işletmek için mühendislik zorlukları yaşanmaktadır. Önemli bir sera gazı emisyon kaynağıdır.


Sera gazı emisyonlarını azaltmak için bir şehri oluşturan birbiriyle bağlantılı birçok sistemin harekete geçmesi gerekmektedir. Bunlar görülebilen şehir yapısı ve çoğunluğu yer altında bulunan şehir altyapısıdır. İnsanoğlunun yaptığı en büyük makina olan şehir, tüm katmanlar iklim değişikliği mücadelesinde farklı stratejilerle yer almalıdır.


İklim Değişikliği ile Savaşın Kazanılacağı Yer Şehirlerdir

İklim değişikliği insanlığın önündeki en büyük problem olarak karşımızda duruyor. Bu problem öylesine büyük ki günümüzdeki Covid-19 Pandemisi’de iklim değişikliğine dayanıyor. Bilim insanları 10 yıldır bu konuda uyarılarda bulunuyor.


İklim değişikliği sonuçları sadece 1 Ocak 2021’de İstanbul ve Ankara’da 14 oC sıcaklıkta mont ile dolaşmamıza neden olmuyor. Şu an Türkiye'de yaşanan kuraklığın ve pandemilerin de sorumlusu iklim değişikliği.


Dünyayı Politikacılar Değil Bilimsel Şehircilik Kurtaracak

Bu bağlamda Şehir Planlama ve Kentsel Tasarım, en acil çevresel zorluklarımızı çözmeye yardımcı olabilir. Bugün karşılaştığımız küresel zorluklar - iklim değişikliği, nüfus artışı ve doğal çevrenin bozulması - sadece yaşam tarzımızı değil, gezegenimizin hayatta kalmasını da tehdit ediyor. Birbiriyle bağlantılı bu sorunları ele almak için şehirlere bakarak başlamalıyız.


Bugün, kentsel yapılı çevre, tüm sera gazı emisyonlarının yaklaşık %70'ini oluşturmaktadır. Şehirler ayrıca doğal kaynaklarımızın büyük çoğunluğunu tüketiyor. Dahası, kentsel alanlar hızla büyüyor. Önümüzdeki 40 yıl içinde dünya çapında 230 milyar metrekarenin üzerinde yeni kentsel gelişim inşa edilecek ki bu, her hafta Paris büyüklüğünde bir şehri gezegene eklemeye eşdeğer. Hızlı kentsel büyümeyi bir tehdit olarak görmek yerine, bunu gezegeni kurtarmak için en iyi fırsatımız olarak değerlendirmeliyiz. Şehirlerimizin doğasını sıfırdan yeniden hayal etmek ve Dünya'nın kaynakları ve ekosistemleriyle daha dengeli bir gelecek inşa etmek için bir şans. Bu, yapılı çevreyi şekillendirenlere büyük bir sorumluluk yüklüyor. Şehir planlamacıları, şehir tasarımcıları, mimarlar, peyzaj mimarları, altyapı mühendisleri ve daha fazlası. İhtiyacımız olan değişimi elde etmek için ne gerekecek?


Şehirlere Bütünsel Olarak Bakmak Gerekli

Zorluğun tam olarak üstesinden gelmek için, tek tek binaların ötesine bakmalıyız. İklim değişikliğine dayanıklı bir şehir (resistant city) yapmak sürdürülebilir yapılardan daha fazlasını gerektirir. Ayrıca, ulaşım altyapısının, enerji üretiminin, endüstrinin ve daha fazlasının yeniden düşünülmesini gerektirir. Bunun da ötesinde, deniz seviyesinin yükselmesi ve aşırı hava olayları dahil olmak üzere iklim krizi nedeniyle ortaya çıkan yeni zorlukları ele almamız gereklidir. Şehirler çok karmaşık organizmalardır. Sadece inşa edilmiş yapıları - yollar, altyapılar, binalar - değil, aynı zamanda doğal çevre, ekonomik dayanıklılık, sosyal eşitlik ve kültürel tarihi de dikkate almalıyız. Şehir planlamacıları ve mimarlar tüm cevaplara sahip değil. Birçok alandan uzmanlarla geniş bir diyalog başlatmalı ve çözümler bulmak için birlikte çalışmalıyız. Üç temel alan, şehirlerin sürdürülebilir etkisini dönüştürmek için muazzam bir potansiyele sahiptir:

  • Enerji,

  • Ulaşım ve

  • Teknoloji.

Eğer bu değişim dinamikleriyle bir şekilde ilişki kuracaksak, yapılı çevreyi şekillendirenler, doğru soruları sormayı öğrenmelidir.


Temiz Enerji Şehirleri Nasıl Dönüştürecek?

Fosil yakıtlardan temiz enerji kaynaklarına geçerek şehirler karbon emisyonlarını önemli ölçüde azaltabilir. Önde gelen şehirlerin cesaret verici örneklerini inceleyebiliriz. Bazı kentsel alanlar halihazırda %100 yenilenebilir enerji ile çalışıyor. Bunlar çoğunlukla daha küçük şehirler - Basel, Reykjavik ve Burlington, Vermont gibi yerler - ancak başkalarının takip etmesi için bir örnek oluşturuyorlar. Bu arada, Birleşik Krallık'taki en büyük şehirler de dahil olmak üzere dünya çapındaki düzinelerce şehir, 2050 yılına kadar temiz enerjiyle çalışma taahhüdünde bulundu. Hatta Chicago gibi bir çok büyük şehir 2050’de sıfır karbon hedefini gerçekleştirmeyi taahhüt etti.


Ancak temiz enerji, şehirlerin karbon ayak izini azaltmak için tek başına “sihirli değnek” değildir, çözümün yalnızca bir parçasıdır. Enerjiyi nasıl kullandığımızı ve enerjinin geldiği kaynakları temelden yeniden düşünmeliyiz. Net sıfır tasarımı gibi stratejiler ileriye dönük bir yol öneriyor. Bu tür bir düşünce, devlet okullarından yoğun, karma kullanımlı şehir bölgelerine kadar çok çeşitli projelere uygulanabilir.


Kentsel Ulaşımı Nasıl Yeniden Keşfetmeliyiz?

Ulaşım, küresel olarak şehirlerdeki fosil yakıt enerjisi kullanımının en büyük payını oluşturmaktadır. Ancak kentsel ulaşım bu şekilde olmak zorunda değil. Çin’de yer alan Shenzhen, 2017 yılında 16.000 araçlık bir filo olan tüm otobüs işletmesini elektrikle çalıştıran dünyadaki ilk şehir oldu. Şehirin emisyonlarındaki etki çok dramatik oldu. Şehir genel emisyonları azalttı, hava kalitesini iyileştirdi ve 2020 emisyon hedefine üç yıl erken ulaştı. Londra, New York ve diğer büyük şehirler, önümüzdeki on yıllarda tamamen elektrikli hale gelme sözü veren elektrikli otobüs pilot programları başlatıyor. Bu konuda Türk firmalarından BMC geçtiğimiz ay Belçika’ya otobüs satışı gerçekleştirdi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’de deneme amaçlı olarak elektrikli otobüsleri kullanmaya başladı. İtalya’da Roma şehri ise yaklaşık 15 yıldır şehirde sabah ve akşam zirve saatleri dediğimiz (peak hours) dışında küçük elektrikli otobüsleri kullanıyor. 12 yıl önce Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nı ve ailesini bu uygulamayı görmesi için Roma’ya götürdüğümde kendisi lüks alışveriş markaları alışverişinden fırsat bulup konuyu inceleyememişti bile. Oysa şimdi dünyayı daha iyi anlamaya çalışan bir belediyecilik Türkiye’de büyük şehirlerde çalışıyor. Neo-liberal belediyecilik anlayışı sonrasında, yeni gelen yönetimlerin düşük emisyonlu ulaşım konusu üzerine daha fazla kafa yorması gerekiyor.


NY Planlaması Otonom Araçlar İçin Oluşturuluyor

New York City'deki Brooklyn-Queens Otoyolu'nu otonom araçlar için ayrılmış bir koridora dönüştürme vizyonu geleceğe dönüşüyor. Türkiye ise yerinde sayıyor.


Otonom elektrikli araçlar yeni geçerli ismi “A-EV”ler şehrin doğasında kapsamlı değişiklikler vaat ediyor gibi görünüyor. Bu araçlar daha verimli kullanılabildiğinden, herhangi bir sayıda başka kullanım için kentsel alanı geri kazanma fırsatını açıyorlar. New York City'deki Brooklyn-Queens Otoyolu'nu insanlar için yeşil bir koridor olarak yeniden düzenlemek için bir tasarım çalışması yapılmış durumda. Ayn ı şekilde NY’da eski demiryolu hattı “high line” başarılı bir proje olarak önümüzde duruyor. Google’da çalışan bir arkadaşım uzaktan çalışmadığı dönemde evi ile işi arasında bu hattan yürüyerek ulaşımını sağlıyor. Ev ve işyeri arasındaki ulaşım uzaktan çalışma kuralları ile yeniden anlamlanıyor. Ulaşımın en önemli öznesi olan çalışanlar, pandami sonrasında ofislerde istihdam edilmeye ne kadar devam edilecek? Yeni çalışma düzeni nasıl olacak? Bu konunun yeniden planlanması şehirlerin emisyonlarını düşürmemiz için fırsatlar sunuyor.


Etkili "mikro aktarım" biçimlerinin kullanılması, dikkati hak eden başka bir stratejidir. Küçük, enerji tüketimlerini bile verimli hale getiren paylaşılan araçlar, toplu taşıma sistemleri arasındaki "son mil" mobilite boşluklarını doldurabilir ve bir şehrin genel karbon ayak izini azaltırken mobilite için daha fazla seçenek sunabilir. Genişletilmiş bölgelerde daha ince ulaştım ağları oluşturarak, banliyöler kentsel çekirdeğe daha sürdürülebilir bir şekilde bağlanabilirken, geleneksel şehir merkezleri yeniden keşfedilebilir. Londra Şehri için yakın zamanda bu fikirlerin potansiyelini ve daha fazlasını araştıran bir çalışma başladı. Yürümeyi, bisiklete binmeyi ve araç paylaşımı ile mikro nakliyeyi teşvik ederek, emisyonları azaltabilir, hava kalitesini iyileştirebilir, tıkanıklığı giderebilir ve insanlar için sokak alanını geri kazanabiliriz. Bütünsel kentsel tasarım, tüm bu konuları eksiksiz, tutarlı bir vizyona bağlayabilir.


Akıllı Şehri Nasıl Tanımlayacağız?

Akıllı Şehir terimi, bilindiği gibi teknoloji şirketleri tarafından iddia edildi ve tanımlandı, ancak olasılıkları, yapılı çevreye basitçe bir bilişim teknolojileri (BT) katmanı uygulamaktan ve ürettiği verileri araştırmaktan çok daha büyük. Unutulmaması gereken akıllı şehir kavramının yani teknolojik optimizasyon sistemlerinin plansız bir şehirde kısıtlı fayda sağlayabileceği. Plansız bir şehirin akıllı şehir olması da olası değil. Dolayısıyla akıllı şehir, yeşil planlamanın bit tamamlayıcısı olmaya adaydır.


Akıllı şehir projelerinde şehir plancıları verilerin nasıl kullanıldığına ilişkin parametreleri tanımlamaya yardımcı olmalıdır. Ağa bağlı altyapılar - sofistike çevresel sensörlerden ortak cep telefonuna kadar - kentlilerin bireysel tüketim kalıplarını daha iyi anlamalarına nasıl yardımcı olabilir? Bu şu an ofislerde tasarım kriterleri için kullanılıyor. Akıllı şehir teknolojilerinden toplanan teknoloji firmalarına göre“zeka” bizlere göre “veri", tasarımcıların bir bina kabuğunun, yerleşim planının, şehir planının çevresel etkilerini daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir. Şehirleri daha verimli çalıştırmanın ötesinde, tüm bunlar doğal sistemleri ve yaşam kalitesini artırmayı hedeflemelidir.


Bu bilgileri kullanma sorumluluğu hem vatandaşların hem de şehir liderlerinin omuzlarına düşüyor. Veriler, enerji kullanımının bireysel ve toplu etkilerini ölçmemize ve anlamamıza yardımcı olabilir ve bu tür bir farkındalık, kararları etkileyebilir ve bireyleri daha sürdürülebilir bir gelecek yaratmadaki rollerini benimseme konusunda güçlendirebilir.


Pandemi Çağında Yeni Şehircilik ve Mimari Eğitimi

İklim değişikliği ile mücadele etmek yukarıda açıkladığım gibi tasarıma ve mühendisliğe hizmet eden disiplinlerin bir arada çalışmasını gerekli kılıyor ise, bu disiplinlerin entegre tasarım için bir arada çalışma kuralları da belirlenmelidir. Bu kurallar şehir plancısı, mimar, peyzaj mimarı ve mühendislerin bir arada nasıl tasarımı yorumlayacağını belirlemelidir.


ODTÜ Türkiye'nin En İyi Şehir Planlama Stüdyolarından Birisi

Aslında şu an bu konunun boşluğu yeşil bina sertifikasyon sistemlerinin rehberleri ile aşılmaya çalışılıyor. Ancak bu rehberler büyük kentsel projelerde ana stratejileri ortaya koyabiliyor. Dolayısıyla yeni bir eğitim anlayışı gerekiyor. Yeni eğitim anlayışı akıllı şehir uygulamalarını da şehirciliğin bir alt branşı olarak belirlemeli. Sadece GIS öğretilmemeli, akıllı şehir uygulamaları öğrencilik aşamasından itibaren eğitimin içinde yer almalı. Yani şehircilik daha da disiplinler arası bir meslek haline geliyor.


Şehir Planlama ve Sürdürülebilirlik Ayrılmaz Bir Bütün

Hepimiz Bu İşin İçindeyiz

Tasarım mesleklerinde sınırlar bulanıklaşıyor, şeffaflaşıyor, geçirgen hale geliyor. Yeni işbirliği biçimleri bulabilmemiz için, oyundaki küresel güçleri daha iyi anlamak için çalışmalıyız. Geleceğin şehirlerini inşa etmek, bilim ve teknoloji, hükümet ve özel sektör gibi birçok alanda koordineli bir çaba gerektirecektir. Özellikle, tasarımcıların politika yapıcılar tarafından belirlenen önceliklere daha duyarlı olması, ihtiyacımız olan kapsamlı değişiklikleri mümkün kılacak politikaları şekillendirmeye ve savunmaya yardımcı olma konusunda daha aktif olmaları gerekecektir. Aslında benim şu an bu yazıda yapmaya çalıştığım da tam anlamıyla budur.

Bütünsel Kentsel Tasarım

Bütünsel kentsel tasarım, tüm bu konuları eksiksiz, tutarlı bir vizyona bağlayabilir. Bir şehri gerçekten harika yapan şeyin ne olduğunu ve en başta neden şehirlerde yaşamayı seçtiğimizi hatırlamalıyız. Şehirdeki ölçek ekonomisinin kuralları yeniden oluşuyor. Şehirler, şans eseri rasgele karşılaşmalar için bir ortam sağlayan yerlerdir. İnsanların birbirlerinden bir şeyler öğrenmek, yeniliği teşvik etmek ve bir topluluk olarak bir araya gelmek için birbirlerinin “omuzlarını okşadığı” yerler. Tasarımcılar olarak rolümüz, bizi ayakta tutan gezegenin geleceğini güvence altına alırken hepimizin gelişebileceği ortamlar yaratmaktır.


Yerel Yönetimler İklim Değişikliği İle Mevcut Yapıları İle Mücadele Edebilir mi?

Belediyelerde İklim Değişikliği Müdürlükleri veya Dairelerin kurulması yeterli değil. Bugün ülkemizde yerel yönetimler konunun farkında değil neden diyeceksiniz? Aslında bunun cevabı proje edinimi süreçleri ile ilgili. Çünkü ülkemizde bürokratlardan bir çok konuda çok iyi bilgisinin olması bekleniyor. Bu da elbette mümkün değil. Bir bürokratın çok iyi ihale bilgisinin olması, çok iyi bir işletmeci olması, çok iyi bir yönetici olması, çok iyi bir bilim adamı olması, çok vizyoner bir kişi olması, çok çalışkan olması, çok dürüst olması, yorulmayan bir karakterde olması bekleniyor.

İkim değişikliği eylem planları ülkemizde ne yazıkki çevre mühendislerinin sera gazi emisyon hesaplama raporları olarak yapılıyor. Bu raporların şehir plancılarıyla tartışılmadığı açık. Şehir plancılarıyla ve tüm diğer disiplinlerle bir planlama yaklaşımıyla bu raporların oluşturulması gerekiyor.


Raflarda Dekor Olan ve Okunmayan İDEP'ler

Çevre mühendislerinin şehirdeki emisyonları hesaplamadaki yeteneği bunları düşürme metodolojisi gerektiğinde ne yazıkki tıkanıyor. Çünkü bir çevre mühendisinin şehrin planlamasını yönetmesi mümkün değil. Çevre mühendisleri elbette emisyonlarla ilgili çalışmalı. Ancak şehrine bir planlama aracı olarak emisyon hesaplarını kullanmak ve bu emisyonları düşürecek planlama yaklaşımları sergilemek şehir planlamanın en önemli görevi. Artık şehir planları emisyonları ile birlikte ele alınmalı ve şehrin enerjisi bir tasarım kriteri olmaya başlamalı.


Tüm bunların cevabı aslında ülkemizdeki yerel yönetim anlayışının değişmesi gerektiğini de gözlerine seviyor. Yerel yönetimlerin şehirlerin ikim değişikliğine uyumunu sağlaması için yeniden tasarlanması konusu yeni bir yazının içeriğini oluşturuyor. Bu konu şehirlerdeki proje edinme süreçlerinde net bir değişime gereklilik gösteriyor.


Türkiye’nin yeni yerel yöneticilerinin artık gözlerini açmaları gerekiyor. Türkiye şehirlerini iklime uyumlu hale dünya sermayesinin temsilcisi yabancı danışmanlar değil, bu konuda uzmanlaşmış Türk firmalarının çabası getirecek.


99 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
0