top of page

Okyanusu “Onarmak” mi? Yoksa Ekolojik Akıl Tutulması mı? — Atlantic Meridional Overturning Circulation (AMOC) Çöküşü ve Bering Boğazı’na Bariyer Önerisi: Teknik ve Etik Açıdan Değerlendirme

İklim sisteminin en kilit aktörlerinden biri olan AMOC (Atlantik Meridyenel Devrilme Dolaşımı), okyanus sirkülasyonları, iklim dengesi ve ekosistem sürekliliği açısından hayati öneme sahiptir. Ancak şu sıralar, küresel ısınmanın tetiklediği buz erimeleri nedeniyle AMOC’un geleceği büyük bir belirsizlik taşıyor. Bu belirsizlikler, bazı çevrelerde “hemen müdahale” çağrılarını da beraberinde getirdi. Öne çıkan ve son dönemde medyaya taşınan önerilerden biri, Bering Boğazı’na devasa bir bariyer/dam inşa edilerek tuzlu su–tatlı su dengesini yeniden sağlayıp AMOC’u stabil hâle getirmek. Bu öneri ilk anda çarpıcı görünse de; hem teknik hem de etik açıdan ciddi sorunlar barındırıyor.


Aşağıda, bu öneriyi —iklim koruma, doğa koruma ve sürdürülebilirlik perspektifinden— detaylı biçimde irdeliyor; neden jeomühendislik yerine doğal kaynakların korunması, karbon salınımının azaltılması ve ekosistem odaklı stratejilerin öncelikli olması gerektiğini tartışıyorum.

İklim sisteminin en kilit aktörlerinden biri olan AMOC (Atlantik Meridyenel Devrilme Dolaşımı), okyanus sirkülasyonları, iklim dengesi ve ekosistem sürekliliği açısından hayati öneme sahiptir.
İklim sisteminin en kilit aktörlerinden biri olan AMOC (Atlantik Meridyenel Devrilme Dolaşımı), okyanus sirkülasyonları, iklim dengesi ve ekosistem sürekliliği açısından hayati öneme sahiptir.

AMOC Nedir ve Neden Kritik?

AMOC, okyanusların termohalin dolaşım sisteminin temel bileşenlerinden biridir. Sıcak, tuzlu suyu tropikal kuşaklardan kuzeye taşır; kuzeyde soğuyan su batar, derin sularda güneye döner. Bu dolaşım, ısı transferi, tuzluluk dengesi, deniz suyu yoğunluğu ve derin su oluşumu (deep-water formation) gibi süreçler aracılığıyla Dünya iklimini ve okyanus kimyasını düzenler. (8)(9)(13)


Ancak bu sistem son yıllarda, özellikle kuzey buzullarının erimesi ve Grönland buz tabakasından okyanusa akan tatlı su miktarının artması nedeniyle zayıflama sinyalleri veriyor. Tatlı su yüzeyin tuzluluğunu düşürdüğünden, suyun batması zorlaşıyor; bu da derin su oluşumunu —ve dolayısıyla AMOC’un devamlılığını— tehdit ediyor. (0search0)(9)(5)


Bilimsel makaleler ve gözlemsel veriler, bu zayıflamanın 20. yüzyıl ortalarından itibaren başladığını; bazı modellerin 21. yüzyıl içinde potansiyel bir “çöküş” (tipping) riski gösterdiğini bildiriyor. (9)(7)(5) Böyle bir çöküş; Kuzey Atlantik ikliminde dramatik soğuma, Avrupa’da sert kışlar, karasal ve okyanusal ekosistemlerin dengesinde bozulma, küresel yağış ve hava rejimlerinde radikal değişiklikler anlamına gelebilir. (4)(8)(13)


Dolayısıyla AMOC, yalnızca okyanus bilimi açısından değil —iklim değişikliği, ekosistem sağlığı ve insan topluluklarının geleceği açısından da— bir “tipping elementi / kırılgan nokta” olarak değerlendiriliyor. (13)(5)


Öneri özetle Bering Boğazı’na 80 km uzunluğunda, yüzeyden derine inen ve Boğaz’ı tamamen kapatan; Rusya ile Alaska’yı birbirine bağlayan üçlü bir dam/bariyer inşa etmeyi amaçlıyor.
Öneri özetle Bering Boğazı’na 80 km uzunluğunda, yüzeyden derine inen ve Boğaz’ı tamamen kapatan; Rusya ile Alaska’yı birbirine bağlayan üçlü bir dam/bariyer inşa etmeyi amaçlıyor.

Bering Boğazı’na Bariyer / Dam Önerisi: Ne Öngörülür?

Bu bağlamda, bazı bilim insanları “bekle-kontrol et” yaklaşımı yerine radikal bir jeomühendislik müdahalesi öneriyor. Öneri özetle şöyle: Bering Boğazı’na 80 km uzunluğunda, yüzeyden derine inen ve Boğaz’ı tamamen kapatan; Rusya ile Alaska’yı birbirine bağlayan üçlü bir dam/bariyer inşa etmek. Amaç: Pasifik Okyanusu’ndan Arktik ve Kuzey Atlantik’e akmakta olan tatlı suyu engelleyerek, Atlantik’in tuzluluk/yoğunluk dengesini korumak — böylece AMOC’un yeniden güçlenmesini sağlamak. (0search0)(1)(2)


Bir model çalışması, bu kapatmanın —eğer zamanında yapılırsa— AMOC’un “güvenli karbon bütçesini” artırabileceğini, yani iklim krizi altında biraz daha tolerans yaratabileceğini gösteriyor. (2)(0academia11) Teknik olarak bu damın, günümüzdeki en büyük deniz duvarları ve barajlarla benzer ölçeklerde olduğu; bu yüzden “yapılabilir” olduğu iddia ediliyor. (2)


Yine de bu seçenek, hem bilimsel hem de toplumsal pek çok belirsizlik ve risk barındırıyor. Aşağıda, bu risklere odaklanıyoruz.


Kuzey Atlantik / Kuzey Kutup Bölgesi buz örtüsü ve Grönland buz tabakası süratle eriyor.
Kuzey Atlantik / Kuzey Kutup Bölgesi buz örtüsü ve Grönland buz tabakası süratle eriyor.

Jeo-mühendisliğin Teknik Belirsizlikleri ve Ekolojik Riskleri

Bu önerinin arkasında güçlü bir bilimsel modelleme çalışması bulunuyor; ancak bu modelin, gerçek dünya karmaşıklığını tümüyle yansıttığını söylemek zor. Çünkü:


  • Modelde Boğaz, su değişimini “baroklin tracer exchange” gibi basitleştirilmiş bir şema ile temsil ediliyor; gerçekte okyanus akıntıları, dalga-diffüzyon, buz örtüsü dinamikleri, ekosistem tepkileri gibi birçok başka unsur var. (2)

  • Bu damın inşası, devasa miktarda malzeme kullanımı, ekosistemlerin yok olması, göç eden türlerin yaşam alanlarının bozulması, tuzluluk, besin zinciri ve deniz kimyasında uzun vadeli değişiklikleri beraberinde getirebilir. (2)(1)

  • Dahası, modelleme sonuçları “düşük tatlı su yükleri (freshwater forcing)” koşullarında olumlu etkiler gösteriyor; ancak erime hızları, buz tabakası dinamiği, atmosfer–okyanus etkileşimi gibi değişkenlerin artması durumunda, tam tersi bir etki — daha yüksek risk — çıkabilir. (2)(6)

  • Son olarak, bu yüksek riskli jeomühendislik müdahalesi, başarıya ulaşsa bile; iklim krizinin temel sebebi olan sera gazı emisyonlarını ve karbon salınımını adres almıyor — sadece semptomu geçici olarak durdurmayı hedefliyor.


Bu nedenlerle, bu öneri bir “ikna edici çözüm” gibi görünse de; aslında karmaşık okyanus-iklim sistemlerine karşı çok daha güçlü ve yüksek riskli bir deney olarak değerlendirilmelidir.


Ekosistem, Doğa Koruma ve Sürdürülebilirlik Perspektifi: Neden Daha Temel Stratejiler Gerekli?

Jeo-mühendislik müdahaleleri çoğu zaman “acil kurtarıcı” gibi sunulur; fakat sürdürülebilirlik, doğa koruma ve ekolojik etik perspektif sistemin köklerini tedavi etmeyi hedeflemelidir.


Doğru strateji, aşağıdaki maddelerde özetlenebilir:

  • Sera gazı emisyonlarının derhal ve derin biçimde azaltılması: Fosil yakıt kullanımının azaltılması, yenilenebilir enerjiye geçiş, enerji verimliliği, yeşil inşaat ve taşımacılık.

  • Doğal karbon yutaklarının (orman, bataklık, okyanus, toprak) korunması ve restore edilmesi: Ormansızlaşma, toprak bozulması ve habitat tahribatı engellenmeli; ekosistem bütünlüğü gözetilmeli.

  • İklim adaptasyonu ve sürdürülebilir kent / tarım / su politikaları geliştirilmesi: Kuraklık, taşkın, deniz seviyesi yükselmesi, biyolojik çeşitlilik kaybı gibi sonuçlara hazır olunmalı.

  • Ekosistem temelli çözümler (nature-based solutions) desteklenmeli: Yeşil altyapı, doğal su yönetimi, ekolojik koridorlar, sürdürülebilir tarım, biyolojik çeşitlilik koruma.

  • Uluslararası anlaşmalar, karbon piyasaları, iklim politikaları ve toplumsal dönüşüm: Teknik çözümler kadar politik irade ve toplumsal farkındalık önemli.


Bu yaklaşım, hem ekolojik riskleri minimize eder hem de toplumsal eşitlik, doğa hakları ve uzun vadeli yaşam sürdürülebilirliği doğrultusunda daha etik bir zemine oturur.


Etik, Politik ve Toplumsal Riskler: Jeomühendislik Mi, Yoksa Otonom Hipotez mi?

Böyle büyük ölçekli jeomühendislik önerilerinin arkasında yalnızca bilimsel model değil; aynı zamanda politik, ekonomik ve stratejik çıkarlar da olabilir. Bu durum, aşağıdaki riskleri doğurur:


  • Bilimsel belirsizlik + Küresel etki: Akıntılar, iklim, ekosistemler değişirse; sonucu tek bir ülke değil, tüm insanlık, tüm ekosistemler hisseder. Bu da büyük bir sorumluluk üstlenmek demektir.

  • Adil temsil ve karar alma sorunu: Hangi toplum, hangi ülke bu kararı alır, kim izin verir, kim paydaş olur? Tek bir devlet ya da bilim grubu bu kadar kapsamlı bir müdahaleyi tek başına yönlendiremez.

  • Ekosistem hakkı, biyolojik çeşitlilik, gelecek kuşakların hakları: İnsan odaklı —ve kısmen antroposantrik— bir bakış açısı, doğanın kendi dinamiğini ve varlık değerini ihmal edebilir.

  • Yalnızca semptomu tedavi etme riski: Bu tür bir müdahale, sera gazı salınımını durdurmaz; küresel ısınmanın diğer etkilerini —örneğin okyanus asitlenmesi, biyolojik çeşitlilik kaybı, ekstrem hava olayları— durdurmaz. Sadece bir semptom üzerinde ani ama yüksek riskli bir “tampon” oluşturur.


Bu nedenle, bu tür jeomühendislik önerileri —eğer sırf bilimsel merak ya da “felaketi engelleme isteğiyle” öne sürülüyorsa— büyük bir sorumluluk ve etik kaygı gerektirir.


“Bir iklim kriziyle karşı karşıya olduğumuzda, doğaya hâkim olmaya değil; onunla uyumlu yaşamaya yönelmeliyiz; kısa vadeli kurtarıcı değil, uzun vadeli sürdürülebilir çözümler üretmeliyiz.”

Sonuç: Riskli Deneyler Yerine, Doğayla Uyumlu Stratejiler

Bering Boğazı’na bariyer/dam inşa ederek AMOC’u kurtarmak; basit anlatımıyla, “göğsünü gere gere doğaya kafa tutmak” demektir. Teknik olarak yapılabilir olabilir; ancak bu, doğanın karmaşık akışkanları, biyolojik çeşitliliği, ekosistem dinamikleri, iklim loverları ve toplumsal adaleti yok sayan bir müdahaledir.


Bu öneri, iklim kriziyle başa çıkmak için bir “kısa devre”, belki geciktirici bir tampon olabilir — ama bu tampon, büyük olasılıkla sadece bir hurda bariyer gibi görece kırılgan kalır. Daha da önemlisi: Krizin temel sebebi olan sera gazı emisyonlarını, kaynak tüketimini, biyosfer tahribatını ve ekolojik dengesizlikleri ele almaz.


Doğru yol, geleneksel sürdürülebilirlik stratejileridir: Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, doğal karbon yutaklarının korunması, ekosistem temelli çözümler, adil ve kapsayıcı çevre politikaları. Bu yaklaşım hem doğayla uyumlu hem de uzun vadeli — gerçek — bir çözüm kapasitesine sahiptir.


Jeomühendislik —özellikle bu kadar radikal ve geri dönüşü belirsiz müdahaleler— yalnızca en son çare olarak, çok dikkatli, çok temkinli ve çok katılımcı süreçlerle tartışılmalıdır. Ancak hâlâ yapılması gereken: Karbon salınımının azaltılması, doğanın korunması, toplumsal farkındalık ve sürdürülebilir kalkınma politikalarıdır.


Kaynakça

  1. “Akıllara Zarar Proje Masada!”, Sözcü, 28 Kasım 2025. 

  2. Jelle Soons & Henk A. Dijkstra, “A Constructed Closure of the Bering Strait can Prevent an AMOC Tipping”, August 2025 preprint. 

  3. “Could a giant dam save the Atlantic currents that keep Europe warm?”, Science, September 2025. 

  4. “Iceland deems possible Atlantic current collapse a security risk”, Reuters, 12 November 2025. 

  5. “Scientists warn of collapse of Atlantic circulation”, ICOS-CP, November 2024. 

  6. “Closure of the Bering Strait to prevent an AMOC tipping” — EGU 2025 bildiri özetleri. 

  7. Wei Liu, Shang-Ping Xie ve diğ., “Climate model suggests collapse of Atlantic circulation is possible”, Scripps, 2017. 

  8. “Ocean current ‘collapse’ could trigger profound cooling in northern Europe even with global warming”, Carbon Brief, June 2025. 

  9. D. Seidov ve ark., “AMOC and North Atlantic Ocean Decadal Variability”, MDPI 2025. 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page